Bu aralar.

Sosyal medyanın hoyratlığından, blog sayfamın sakin limanına doğru yanaşmak sanırım şu 3-4 gündür bana iyi geldi. Deyim yerindeyse iyiden iyiye “cırkı” çıkmış, kendini sergileme yerine dönmüş bir twitter, sahte haberlerin kol gezdiği Facebook ve adım başı reklam çıkan instagram artık baymaya başlamıştı. WordPressin simgesi artık bana daha sıcak gelmeye başladı diyebilirim. Umarım ki istikrarlı bi hal alır bu vaziyet.

Mutlu akşamlar..

Reklamlar

İnsan..

Zor olanı seçti insan…

Kalp kırmayı mesela; bir tebessüm yetecekken.

Zor kullanmayı mesela; tatlı dille çözecekken.

Merhameti bıraktı, bir yanda komşusu feryat ederken..

Velhasılı kelam insan olmayı unuttu iki göz iki kulak ve bir yüreğe sahipken…

Merhaba..

Yazmak ve yazmamak

Yazmak ve yazmama isteği

Yazmak ve yazmamaya sanki tövbe etmek..

Evet insan bazan bir çıkmazda buluyor kendini. Sebepsiz ve anlamsız yere. Ne oldu diye sorunca kendine cevapta bulamıyor. Mazur görmek lazım diyorum bazan hani. Yazılarımı okumayı sevenlerden özür dileyerek..

Tekrardan merhaba dostlar.

İroni…!

İroni nedir? diye çevrenizde soran olursa düşünmeden cevaplayın…

Birilerine adledilmiş bir bayram var. Ama o birileri o “bayram” günü yine görevlerinin başında ter dökmekteler..

1 Mayıs’tan bahsediyorum tabiki de..

Hakları devamlı ellerinden alınmaya çalışılan, alınteri emekçilerininin (sözde) bayramından..!

Esenlikle..

İnsan..

Demini almış bir hayat özlemimiz var elbet hepimizin.

Birde kazık çakamayacağımız dertli dünyamız.

Hayallerimiz var yıllardır önümüzde biriktirdiğimiz.

Birde dağlar gibi kocaman engellerimiz.

Ne zaman sesli gülsek korkarız beş dakika sonrasında kötü bişeyler olacak diye..

Ağlasarsakta, sonrasında herşey düzelecekmiş zannederiz..

Biz, kaybetme korkusuyla yaşayan insanoğluyuz

Kazandığımızı düşünürken aslında, en fazla kaybedeniz..

Esenlikle..

Sosyal olarkene ☺️

Vallahi de bu haldeyiz billahi de..

“Ya Onur abartıyorsun” demeyin..

Farkındasınız, “sosyal medya” demekten, “sosyal hayat” demeyi unuttuk. Sosyal hayat kelimesi önümüzde ki yıllarda kullanılmamaya başlarsa bu yazımı hatırlayın.

Zaten sosyal hayatın içini öyle bir boşalttık ki sormayın gitsin. Sosyallik yapacağız diye dışarı çıkıyoruz misal. Arkadaş, eş, dostla oturmaya, zaman geçirmeye. Daha üç dakika sonra ellerde telefon bu anı ölümsüz kılalım. Yahu kılalım kılalım ama iki tane enstantane yakalayacağız diye o dakikalardan alacağımız zevki de mahvetmeyelim.

Bazan kendi kendimle boğuşuyorum. Kendi içimde de yaşadığım bu sorunu çözmek için kendimle savaşıyorum. Ya Onur diyorum, sen daha telefonlar ortada yok iken aklı herşeye kesen bi adamdın. Yani hayattan bilinçli bi şekilde tad alırdın. Şimdi sosyal medya denilen bu illet yüzünden bunlardan mahrum olduğunun farkındamısın?

Bu soru beni geçici süreliğine özüme döndürüyor.

Yine tümüyle vazgeçemiyorum maalesef. Döngü devam ediyor.

Ya hak vereceksiniz aklımızı da kiraya verdik sanki..

İyi hatırlarım ilk telefon sahibi olduğum yılları. Telefon sahibi olduğum o dakika ve iki yıl sonrasına kadar hafızamda abartmıyorum elli ye yakın ev ve cep telefonu numarası vardı. Bugün bu sayı 10 u geçmiyor inanın. Bu teslimiyet değilde nedir. Hafızasında numaraları tutabilenleri tenzih ve tebrik etmemde gerekiyor. Ama ben bu durumdayım ve aynı durumdan çoğu insanın da muzdarip olduğununun farkındayım.

Çenem düştü bugün biraz ama yazmak durumundayım..☺️

Birde bizi “sözde” sosyal yapan cihazların mahvettiği uykularımız yokmu.Beni en çok beni zorlayan konu da bu. Ne güzel küçük küçük alarmlı saatlerle uyandırdık halbuki. Radyasyon derdi felan hiç bişeycikleri de yoktu. Şimdi ise baş ağrısı olmadan uyanmadığım sabahlar yok gibi. Bol ertelemeli alarmlar, yanı başında tutman gereken telefonlar.

Dikkatinizi çekerim belki bilmeyenler vardır. “Sar” değeri diye telefonlarda yapılan radyasyon ölçümleri var. Bi göz gezdirin isterseniz.

Sosyal medya konusundan buraya nasıl geldim farkında değilim ama muhakkak ki aralarında derin bi ilişki vardır.☺️

Esen kalın.. Sosyal kalın..En azından sosyal medyasız sosyal olmaya çalışın ☺️

Artvin..

Çocukluk yıllarımda Artvini tanıtan yazıları okurken, “Serhat şehrimiz” tanımına rastlardım sık sık. Kelime anlamını bilmezdim . En azından “yeşil” bir memleket olduğu için böyle yazıyorlar diye düşünürdüm.Gün geldi Serhatın “sınır” anlamına geldiğini öğrendim. Gel zaman git zaman “yeşil Artvin” tanımı sıkça kullanılmaya başlandı. Yeşiliyle belki “Bursa” gibi reklam yapamadı Artvin ama, bu durum Artvinin “en yeşil” olmasının da önüne geçemedi.

Üstteki fotoğrafta bunun en önemli göstergesi olsa gerek. Köyümden çektiğim bu kare “Artvin şehir merkezini” gösteriyor. Dağın yamacına kurulmuş bu “zor” şehir, yeşil sıfatını ne denli hak ediyor varın siz karar verin..

Bilirsiniz ki avantajı olan herşeyin muhakkak bi dejavantajı da vardır. Zaten yaşamı güzel kılan olgular da bu tezatlıklar sayesinde anlamlı olurlar. Artvin başta olmak üzere “doğu karadeniz” de böyledir. Büyüleyici doğasıyla insana uzun bi ömür vadeder.En fazla yağmuru, en temiz havayı, en bol kar yağışlarını,en güzel mevsim geçişlerini, en temiz gökyüzünü ve herşeyin en doğalını burada bulabilirsiniz..

Ama ne var ki yaşam şartları, insanoğlunu zamanla göçe zorlar ve dört duvar arasında bi ömür yaşamaya mahkum ettirir.İnsan ormanı, doğayı yapay bi kaç parkla yaşamaya çalışır ve oksijeni bile yetesiye bulamadan hayatına devam eder. Bu yöreler maalesef ki göç konusundan en muzdarip olan yerlerin başında gelmekte. Doğal güzelliklerini saymakla bitiremeyeceğim Doğu Karadeniz ne yazıkki imkansızlıklar yüzünden git gide insansız kalıyor..

Bu coğrafyada da ne yapılır ki diye sorduğunuzu da duyar gibiyim.. Evet, suyun kaliteli olduğu bi yerde “su dolum tesisi” yapılabilir. Ormanı bol olan bi yerde doğa katliamı yaşatmayacak şekilde kesilmesi gereken ağaçlarla mobilya veya kereste üzerine büyük işletmeler açılabilir. Yeşili sayesinde büyük çaplı hayvancılık işletmelerine ev sahipliği yapabilir.. Maalesef ki Artvinde bunları göremiyorsunuz.

Aslında doğanın biz insanların elinden çektiklerini de düşününce bazan insanlar iyiki buralardan uzak kalmış demekten de kendimi alamıyorum. İnsanların memleketlerinden uzak diyarlarda çalışmak zorunda kalmasıyla, doğayı umursuzca mahvetmeleri arasında ki darboğaz da aşılamaz bi hale gelmiş durumda.

Ne kadar imkansızlıklarla dolu da olsa, buralardayız. Havasına, suyuna, doğasına aşığız. Sosyal hayatı önemsemeyen herkesi bir doğa harikası Artvinde yaşamaya davet ediyoruz.

Kendi objektifimden fotoğraflarla sizleri başbaşa bırakıyorum..

Kalın sağlıcakla.